Bahçelere yıldız düştü (Cosmos ve Dahlia) – Milliyet Vitrin

11 September 1999  | Kategori: Yazilarim

Sürekli yağan yağmurlar sonbahar habercisi. Bu da Cosmos ve yıldız çiçeklerinin (Dahlia) tam gösteri zamanı.

İstanbul’da ağustos ayında sıcak rüzgarlarla o güzelim yapraklar yandığı için çok renkli bir sonbahar yaşayamayacağız. Ama şimdi, yıldız bitkisiyle cosmosların da gösterisi var.

Yıldızlar soğanlı, cosmoslar ise tohumlu bitkilerdir. İkisi de upuzun saplarının ucunda mükemmel çiçekler açar ve kırılmasın diye de destek isterler. Anavatanları Meksika’dır.

Cosmos

Perspektif tarz ekim yapılırken en uzun boylular hep arkaya yerleştirilir. Cosmos ve yıldızın kaderi de hep arkadır. (Okulda benim de öyle!)

Ama unutulan bir şey var: Bu bitkiler özellikle güneş ister. Çok kolay külleme hastalığına yakalanabilirler. Bence boylu bitkileri güzel bir duvar önünde, yalnız, büyük bir grup olarak kullanın.

Özellikle cosmosu yürüme bantlarının yanında, yola eğilmiş, pıt pıt açmış çiçekleriyle yerleştirin. Yalınkat ya da katmerli olabilen çiçekler kesilip aranjmanlarda kullanılabilir.

Cosmos tohumdan yetiştiği için bir sonraki sene, tekrar çok zor çıkar. Ama yıldızın soğanı toprakta kalır ve seneye daha bol şekilde çıkar. Özellikle uyarmalıyım; soğanlarınız kayboluyorsa toprak altı canlılarını kontrol edin. Soğanları afiyetle yiyor olabilirler. Böyle durumlarda ilaçlama dışında saksıyla dikim yapın. Plastik tercih edin. Dibini tel kafesleyin. Fazla sulamayın, seneyi çıksın, çürümesin…

Yildiz

Murat Pilevneli

2 adet Yorum | Paylaş Stumble Upon Facebook

Parklarımızı geri verin! – Milliyet Vitrin

04 September 1999  | Kategori: Yazilarim

Deprem yüzünden sokakta yatmak zorunda kalınca parklarımızın ne kadar az olduğunu bir kez daha gördük.

Yurtdışında okumuş, biraz gözü açılmış, uygarca yaşamanın tadını almış arkadaşlarım Türkiye’de yaşayamayacaklarını düşünüp geri gidiyorlar. Burada iyi eğitim almışlar da onlardan etkileniyor, “Biz de gidelim, oralarda mutlu oluruz,” diye düşünüp peşlerine takılıyorlar.

Gidin, hatta hiç gelmeyin! Burada bir sürü uyanık, hokkabaz kremayı yesin. Siz oralarda yabancılarla savaşın durun; meydan, işi hiç bilmeyen “çok biliyorum” diye kas kas kasılan insanlara kalsın.

Acıtan, çok ağlatan bir deprem yaşadık. Birkaç gün önce gördüğümüz insanlar, binalar, yollar, manzara yok oldu. İnsanın, evet insanın ne kadar değerli olduğunu gördük. Dün para önemliydi ama bugün biz daha önemliyiz.

Çalışmak, para kazanmak, daha kazanmak derken insani her şeyi unuttuk. Doğa, sanat, sağlık, rahatlık, eğlenmek, gülmek, spor… Beynimizi ferahlatacak, bizi insan kılacak etkenlerle hiç ilgilenmez olduk. Bir gece alarm verildi, geceyi dışarıda geçirmemiz istendi. Binaları çatlak olanlar her gece dışarıda yatıyorlardı. Peki parklar nerede? Açık alanlar nerede? O hiç yüzüne bakmadığımız ufak bakımsız parklar bir anda en değerli yerler oldu. Değil yatmak, ayakta kalacak yer bulamadık. Artık şehirciliğin, planlamacılığın, organizasyonun gücünü göstermesi lazım. Aptal uyanıklar para kazanacaklar diye her yer beton oluyor. Bina, bina, yol, yol, gri, gri… Yeter!

park

Boş bulunan yerler hemen otopark, yeşil alanlar kamu binası ya da gecekondu haline getiriliyor. Ya sonra?.. Enayiliği bırakalım. Doğayla oynamayalım. Yoksa hıncını acı alıyor. Yaşananlar hiç hoş değil. Rezil olduk.

Bizi yönetenler! Biz insanız ama siz de öyle. Verilmiş olan sadece görevdir. Geçer. Kalıcı, yapıcı işler yapın. Uyanın. Bundan başka Türkiye, dünya, hayat yok!

Not: Parkların 30 – 40 dönüm olması da gerekmez. 500 – 800 metre kare yeşil alan olsa da işimizi görür!

Murat Pilevneli.

Yorum yaz | Paylaş Stumble Upon Facebook

← Önceki sayfa