Kategoriler
Yazilarim

Apartman bahçeleri için ideal (Japon sediri) – Milliyet Vitrin

Bir arkadaşım yaz sonunda bahçesine dikmek üzere farklı bir çam almış. Çam kışın kızarmış, morarmış, bir garip renk almış. O da bitki hastalanıp öldü diye sökmüş atmış. Masal sonu gibi! Ne acı. Halbuki o çam kışın kırmızı renk alan Japon sediriydi. Doğal yapısı öyledir. Yazın yeşil, kışın kırmızı, bronz renk alır.

ksedir

Botanik dilinde adı Cryptomeria Japonica “Elegans“tır. Açelya, kamelya, manolya gibi asitli, rutubetli toprak ister. Hatta balçık tipi de olursa coşar. Hızlı büyür, çok uzun ömürlü değildir. En gelişmişi 10 – 12 metreye kadar uzayabilir. İstanbul’da iyi örneklerini eski devlet fidanlıklarında ve Belgrad Ormanı girişinde görebilirsiniz.

Zaten devlet ormanlarının tek tük yetiştirdiği bitkilerdendi, onlar da özelleşince artık pek bulunmuyor, satılmıyor. Önemli bir özelliği; Japon sedirinin bu cinsi 60 santimden büyük dikilmemeli. Ne kadar küçükse o kadar iyi gelişiyor. Üretimi sonbaharda çeliklemeyle ve kolay… Görünümü yumuşak, kırılgan gibi.

Aslında bu bitkiyi ilk dikimde en doğru yere dikin. Güneşli, kuzey rüzgarlarına, lodosa kapalı kuytu bir yer olsun. Yoksa zamanla yamuluyor. Toprağa düşmüş gibi yeni dalları dik dik pek çok komik Japon sediri gördüm. Biraz nazik ama o kadar da ilginç bir bitki. Odunu yoğun yapraklarından görünmese de kocayemiş gibi kırmızı – kahverengi ve soyulma karakterli.

ksedir

Aşırı kar yağışını, uzun süreli donu ve yazın kuraklığı pek sevmiyor. Tam Karadeniz bölgesi bitkisi…
Beyaz odunlu yaprağını döken huşlar, kışın altın rengi alan ardıçlar, kırmızı odunlu kızılcıklarla beraber dikilebilir. Saksıda yetişmiş tüm fideleri yılın her zamanı dikebilirsiniz. Devlet fidanlıklarında topraktan sökülmüş kapsız, çıplak köklüleri ilkbahara kadar havanın yağışsız her günü dikebilirsiniz. Toprağınız kuruysa dikimde fidenin dikileceği çukura bol yaprak çürüğü, gazete kağıdı, kestane toprağı ya da torf koyun, bol olsun! Üzerini iyice sıkıştırın, bırakın gitsin. Yazın sulamayı da ihmal etmeyin. Rengi dönünce de hastalandı diye sökmeyin…

Piyasada 5 – 15 milyon lira arasında değişen fiyatlarla bulabilirsiniz. Bakımlı apartman bahçelerine tavsiye ederim. Çünkü bunlar, rüzgarda korunaklı olabiliyor. Monoton kış günlerine de ayrı bir hava katıyor.

Murat Pilevneli.

Kategoriler
Yazilarim

Renkli ve zehirli (Helleborus) – Milliyet Vitrin

Anavatanı Balkanlar ve Anadolu olan tüm bitkileri özellikle toplamaya çalışıyorum. Kışın bahçenin en renksiz olduğu saatlerde, daimi yeşil yapraklarının yanında çok tipik 5 ya da 7 santimetrelik çiçekleriyle beni etkileyen soğanlı bir bitki var. İsmi Helleborus. Rumca “besini zedeleyen” gibi bir anlamı var.

Helleborus Zehirli bir bitki. İlaç sanayiinde kullanılmakta. Yurdumuzda Dana Bağırtan, Karaca Otu, Harbak gibi isimlerle karşımıza çıkıyor (Karadeniz, Uludağ, Toroslar). İri, parçalı bir soğandan çıkan, 50 – 70 santimetreye kadar gelişen saplar, parçalı, daimi yeşil yapraklar, her sapın ucunda türüne ve rengine göre açan çiçekler… Açık sarı, beyaz, yeşil, kırmızı ve mor renkleri var. Ben en çok açık yeşil, uçları kırmızı biyelisini seviyorum. Çiçekler aralık ayında açmaya başlıyor, türüne göre temmuz ayına kadar devam ediyor.

Yurtdışında, özellikle İngiltere ve Amerika’da çok moda. Aslında tarihte Akanthus bitkisi kadar ya da manolyalar gibi çok önceden beri yetiştirilen bir bahçe bitkisi. Her türlü yaprağını döken ağaçların dibinde, kuzeye bakan gölgeli, kuytu alanlarda ortaya çıkar. Kireçli, killi hatta balçık topraklarda da iyi gelişir.

Zamanla soğanlar ve çiçeklerinden oluşan tohumlarla fazla yer kaplamaya başlayabileceğinden her 3 – 4 yılda bir ilkbaharda çiçeklerden sonra kökten ayırıp çoğaltın.

Tabiatta ellenmemiş dere kenarı, göl kenarlarında görülür. İthal fideleri 2 – 5 milyon lira arasında satılmakta.

Helleborus

Kışın açan Hamamelis, Chimonanthus gibi çalılarla beraber güzel gözükür. İlkbaharda açacak lalelerle, nergislerle ya da çiğdemlerle ve özellikle de kardelenlerle beraber dikin (Lale suyu sevmez, dikkat).

Yazın çiçek açarken alt yaprakları yok olan Amaryllis belladonna’ya daimi yeşil fon oluşturabilir.

Kışın fazla kar, yağmur bitkiyi etkilerse yapraklarında kararmalar oluşur. İlkbaharda üst gövdeyi, toprak seviyesine kadar kesin. Daha canlı yapraklar fışkıracaktır. Bu dönemde açan irisler (süsen), mimozaların gösterisiyle çok güzel bir uyum içinde olacaktır. Çiçekleri evinizde vazoda uzun süre saklamak için Helleborus‘un bir yöntemi var. Kestiğiniz sapı çiçek dibine kadar yer yer çizin, kesin. Kaynar suya batırın. Daha sonra soğuk suya çiçek de içine girecek şekilde daldırıp birkaç dakika bırakın. Bu yöntem bu bitkide çok işe yarıyor. Tavsiye ederim. Türkiye’de gereken ilgiyi görmüyor, Helleborus‘la ilgilenin!

Murat Pilevneli

Kategoriler
Yazilarim

Budamaktan korkmayın (Hedera) – Milliyet Vitrin

Çocukluğumdan beri kırmızı tuğlalı duvarlara, tek katlı evlere bayılırım. Işıklar Tuğla’nın son dönemlerde ürettiği çeşitli dokulu, renkli tuğlaları bahçelerde kullanmaya çalışıyorum. Bu dokuya en güzel sarmaşıklar yakışıyor. Bu haftaki orman sarmaşığı Antalya Akseki’de kara yaprak ismiyle de tanınıyor.

Hedera

Tabiatta yaprak şekline, rengine göre pek çok türü var. Hepsinin ortak yanı daimi yeşil kalabilmeleri. Yurdumuzda yabani olarak yetişen Hedera Coichica türünün büyük yapraklılarından.

Her türlü toprakta, ışıktan tam gölgeye kadar her yerde yetişebilir.

Bitki ufak bir fideyken duvara yapışamaz. Bir iki sene içerisinde büyüdükçe havadan yapışkan köklerini çıkartabilir. Hederaların içinde en çabuk ve tam gölgede bile başarıyla gelişebileni H. Gold Heart’tır. Rengi sarı, yeşil yaprakları biraz küçük boyutludur.

Hedera

Tam yeşil, gri yeşil, beyaz yeşil, açık sarı beyaz gibi yeşilin ve sarının tonlarında değişik renklerde karşımıza çıkabilir. Çiçekleri küçük sarı sonra metalik mavi tohumlar üretiyor. Çınar yaprağı gibi yapraklar bazen dümdüz neredeyse yuvarlak, bazen kuş ayağı gibi ince ve sivridir. Binalara sardırılmasında zarar yoktur. Kalın duvar taşlara zarar vermez. Çok yaşlanmışları ağaç olabileceği için senede bir budanmalıdır. Evlere Hedera sardırmanın estetik dışında ısı yalıtımı, yağmurdan etkilenmeme gibi faydaları da vardır (Çatıya kadar yükseltmeyin).

Hedera

Ağaçlara sardığınızda zararlı olduğu zannediliyor. Evet ama gelişen ufak ağaçlara. Yaşlı olanlara hiç zararı yok. Çamlarda biraz sorun çıkartabilir ama budayarak kontrol edebilirsiniz.

Hedera yurtdışında çim alanı yerine üzerine basılmayacak alanlarda yer örtüsü olarak kullanılmakta. Teraslandırılmış toprakları erozyona karşı iyi koruyor. Gelişmiş yer örtücü zaman içinde 20 cm yükselebiliyor. Budamaktan çekinmeyin. Telden çitlere iyi kamufle yapabilir. Ama uyarayım keçiler, koyunlar bu yapraklara bayılıyor. Anında talan edebilirler. Merak etmeyin bitki tekrar sürer. Yeter ki kök bölgesi etkilenmesin. Tıbben yapraklar çıban, sivilce tedavisinde kullanılıyor. Yatıştırıcı, kusturucu, spazm çözücü etkileri de var ama zakkum gibi tehlikeli. Bu sebeple uzmansız kullanmayın. Piyasada poşette 300 bin liradan başlayan fiyatlardan 30 milyona kadar (4 – 5 metre gelişmiş) bulabilirsiniz. Üretimi kolay, çeliklemeyle. Ama yavaş. Yaprağını döken Amerikan sarmaşığı ya da Clematis‘le mükemmel uyum içinde de gelişebiliyor. Tavsiye ederim. Aşırı don, kar yağışı olmadıkça soğuğa dayanabilir. Yazın susuzluğa da karşı koyabilir. Yaprakları kaktüs gibi etli, suludur.

Murat Pilevneli

Kategoriler
Yazilarim

Bir renk’e isim vermiş (Sıklamen-Cyclamen) – Milliyet Vitrin

Güney Anadolu’ya yaptığım gezide, pek çok tarihi kalıntıda taşların arasından özgürce çıkmış sıklamenler gördüm. Seneler önce de Marmaris’te yamaçlarda bolca görmüştüm.

Cyclamen

Sıklamen (Cyclamen) aslında tipik bir Akdeniz bitkisidir. Kışları – 4 dereceden soğuk olmayan her yerde rahatlıkla yetişebilir.

İlkbaharda, sonbaharda ve kışın açan üç değişik grup sıklamen vardır.

Bitki marketlerinde şu sıralar satılan C. Persicum aslında ev içinde, fazla sıcakta yaşayamaz. Fazla su sevmez. Rutubetli bir toprağı, serin ortamı olsun yeter. Mayıs ayına kadar değişik renkli çiçeklerini açmaya devam eder. Düz beyaz, pembe, mor, vişne, karışık renkli çiçekleri vardır. Yaprakları yuvarlak, kalp gibi, kimi zaman düz yeşil, kimi zaman de yeşil üzeri gri boyalı gibi olabilir.

Cyclamen

Siz siz olun aldığınız, hediye gelen sıklamenleri ev içinde tutmayın. Balkonunuzda 4 saatten fazla güneş almayan, bol ışıklı cam önüne yerleştirin. Aşırı soğuk, uzun süreli don yapmadıkça bitkiyi etkilemez. Sulamasına dikkat edin. Asla su verirken çiçekleri ıslatmayın. 6 santimetreye kadar büyüyebilen çiçekler, kuytu alanda üzerine dökülen sudan buruşabilir.

Ben sıklameni senelerdir evimde görüyordum (Annem çok sever). New York’ta The New York Palace adlı eski bir otel var. Dışı boyasız siyaha yakın, kirli gibi, tüm balkonlarına, cam önlerine ve girişindeki dev saksılara kışın sıklamen dikerler. Yani açık havada.

Arkadaşım anlattı; Londra’da her yer sıklamen doluymuş. Burada koysan hemen söküp alırlar ama bir gün belki biz de alışırız. Renkli lahanalar, menekşeler iyi tutuyor da sıklamenler pek kullanılmıyor.

Tavsiye ederim, renkleri ve yaprakları kendi içinde büyük gruplarla düzenleyin. Koyu yeşil, bitkilerin önünde mermer deseni gibi boyalı yapraklı ve beyaz çiçeklisi süper duruyor.

Cyclamen
Sıklamenleri bahçenizde kışın yaprağını döken ağaç altlarına dikin çünkü yazın fazla güneş ve su istemiyor. Yaprakları, çiçekleri geçtikten sonra, eylül, ekim ayına kadar bitkiyi asla sulamayın. Soğan kupkuru kalsın. Sonbahara doğru tektük yaprak çıkarmaya başlayınca sulayın. Çiçeklenme döneminde iki haftada bir sıvı gübre verin.

Kirmizi orumcek

Toprak içindeki beyaz nametodlar, kırmızı örümcek bu bitkiye bayılır. Zirai ilaçlamayı ihmal etmeyin, fazla su vermeyin!…Suprasit yada Malathiun en iyi ilaçlar ama siz, güvendiğiniz bir seraya, ziraat mühendisine ya da, yakınlardaki Tarım İl Müdürlüklerine danışın derim.
Nametod

Piyasada 1 milyon liradan satılan pek çok çeşit sıklamen var. Sıklamene benim de düşmanım olan yaban domuzları bayılıyor. Koca soğanları çıkartıp yiyorlar. Bu sebeple halk arasında yer somonu, domuz ekmeği ya da topalak isimleriyle biliniyor.

Cyclamen

Tıbbi açıdan müshil ve kusturucu, barsak paraziti düşürücü gibi etkileri var.

Tarımda da soğanlar kaynatılıp, toprağa su dökülünce dipteki tüm solucanlar ortaya çıkıyor.

Murat Pilevneli.

Kategoriler
Yazilarim

Bodrum yerine Güney Doğu’ya!(Gap Gezisi) – Milliyet Vitrin

Gümüş, taş ve teneke işçiliği, isot, mırra, muhteşem kebaplar, sarmısaklı lahmacun, künefe, Roma, Hitit, Mezopotamya uygarlığı, Arapça konuşan insanlar, poşu, kelaynaklar ve tabii ki Atatürk Barajı ve Harran…

Evet, bayramda Güney Doğu Anadolu’ya gittim. Oralarla ilgili pek çok fikrim vardı, çekimserdim! Ama şimdi her şey tamam, oralara bayıldım.

Aslında Güney Doğu Anadolu bunca senedir kendini bize yanlış tanıtmış. Acılı, baharatlı yemekleri bile düşündükçe korkunç geliyordu. Ama değil, ben mide problemli halimle neler yedim de hiçbir şey olmadı. Aklım gördüklerimde, yediklerimde kaldı. Her gün Urfa’ya, Gaziantep’e uçak seferleri varmış. Haftasonu Bodrum’a gideceğime oralardaki ilginç çarşıları dolaşmaya gitmeliyim. Gizli kalmış hazine gibi. Keşke bozulmasa… Harran’a bayıldım.

Müzik dünyamızın yeni seslerinden Ayşe kendini kolay bir müşteri olarak nitelendiriyor. Rahat kıyafetler giymeyi seven sanatçı, alışveriş yaparken satıcıyla diyaloğa girmek yerine konuşmamayı tercih ediyor.

Kadınların normal basma kıyafetlerin üzerine incecik şifon elbiseler giymesini, pullu renkli kaftanlarını benim diyen modacının kreasyonlarında göremezsiniz. Şifon, işleme, pullar, mor, pembe, mavi, kırmızı, gökkuşağı renkleri, Aman Tanrım! Gidin de görün… Modacılar, özellikle siz görün! Geziye turla gittim, kaldığım üç şehirdeki (Antakya, Gaziantep, Şanlı Urfa) oteller çok başarılıydı. Özellikle Urfa’daki, bir şirketin Marmara Grubu’yla ortak yaptığı Edessa Oteli en iyisi. Yamaçta 20 – 30 evi alıp içten birleştirmişler, çarşısı, alt geçidi, otoparkı öyle bir kamufle etmişler ki…

Antakya Mozaik Müzesi, künefesi, Fransız işgali sırasında yapılmış Botanik Bahçesi, Harbiyesi’yle çok önemli. Harbiye denilen bölge Türkiye’nin en fazla defne ağacının yetiştiği yer. Antakya Samandağ’daki Titus Tüneli Urfa’daki Hz. İbrahim’in Balıklı Gölü, Gaziantep’teki Dülük Köyü, Antakya’daki St. Pierre Kilisesi gözümün önünden gitmiyor.

Ben mimariyi, taş işçiliğini çok severim. Gaziantep’te ve özellikle Şanlı Urfa’daki taştan oyma kabartma işçiliği müthiş! Günümüzde yapılan restorasyonlar çok başarılı. Demir işçiliği ve teneke kaplı binalar, kapılar… Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız kaçırmayın. Gaziantep – İslahiye’de Yesemek köyü var. Bu köyde Hititler zamanından kalma taş heykel atölyesi varmış. Siparişle heykel hazırlıyorlarmış. Bugün o köy açıkhava müzesi olmuş. Bize müzeyi çocuklar tanıttı. İmkanları olsa da sanat eğitimi alsalar, o göz birikimiyle belki birer Miro, Picasso olacaklar. Bu arada Urfa, Gaziantep Çarşısı, Antakya Mozaik Müzesi renk, kompozisyon için mutlaka görülmeli.

Atatürk Barajı hakkında çok şey duymuştum. Çok ama çok büyük olduğunu biliyordum. Görünce pek sürpriz olmadı. Ama o Fırat’ın sularıyla tekrar yeşeren okyanus kadar Harran Ovası var ya, muazzam! Ben onun kadar yüce, kocaman bir şey görmedim. Su kanalları üzerindeki yazı çok güzel: “Ve Fırat’la Harran evlendi.”

Yalnız şunu söylemeliyim, bu koca bölgede estetik, yeni yapılaşmayla, yanlış zihniyetle tahrip ediliyor. Taş işçiliğinin yerine iğrenç apartmanlar, 22 – 24 ayar altınların el işçiliği yerine, Nişantaşı’ndaki kuyumculardaki gibi İtalyan tasarımı kolyeler, bilezikler…

Gaziantep’te çarşı içinde dümdüz teras gibi bir yer… Merdivenlerle 4 metre aşağı yer altına indik. Karanlık, etraftan kırılarak gelen ışıklar, sular akan bir yapıya geldik. Adı Kastel’miş. Aslında doğal bir su kaynağı. Yöre halkı bu yapıları eskiden sıcak yaz günlerinde yıkanmak, vakit geçirmek, çamaşır yıkamak için kullanırmış. Ortada Roma hamamındaki gibi iki küçük havuz, etrafta küçük 2 – 3 metrekarelik odalar, hepsinde sular akıyor. Namaz kılmak için mescidi de var. Yörede üç tane daha varmış. Kapılarında koca bir kilit. Kaderlerine terk edilmiş duruyorlar. Dünyanın en eski kilisesi Antakya’daki “St. Pierre” bakımsız. Şu anda tuvalet ve kafeterya ilave ediliyor. Ama bir işi yaparken estetik de düşünülür. Allahtan tabiat işi devralmış. Her yerden soğanlı sümbüller, alliumlar fışkırmış. Yabani orkideler, sıklamenler de hediyesi.

Çarşı, pazar çok ucuz. Yemekler tıka basa yense bile 2 – 3 milyon liradan fazla tutmuyor. Antep fıstığı ve baklavanın fiyatları ise İstanbul’dakilerle aynı. Gaziantep’te çarşı içindeki İmam Çağdaş Lokantası’na mutlaka uğramalısınız. Ve mutlaka da Ali Nazik’le fıstıklı kuru baklavasını yemelisiniz. İtiraf edeyim ki ben baklava sevmem çünkü fazla tatlı yiyemem, içim ezilir. Ama bu baklava tam kıvamında. Şekerli ama yapış yapış değil. Ali Nazik ise koyun etiyle yapıldığı halde hiç mi hiç kokmuyor. Lokanta sahipleri bizim İstanbul’dan geldiğimizi duyunca önümüze az acılı yemekler çıkarıyorlar. Ama oranın acısı da rahatsız edici değil ki, lezzet katıyor. İçinde zencefil kokusu olan mırra ise kappuçinodan bin kat iyi. İki yudum iç kendine gel. Kafein bombardımanı. Bu kahve çarşıda zor da olsa bulunuyor, kilosu 1 milyon lira civarında. Fakat sinirime dokundu, kahveyi neskafeyle yapmayı tercih ederek geleneklerini baltalıyorlar.

Teneke işi şişler ve şiş kapları heykel gibi. Çarşıdan traktör lastiğinden yapılmış kömür kovası aldım. Adı zembil, elimde bununla dolaşırken esnaf benimle şakalaştı. Evimde şömine yanına koydum. Odunluk yaptım. Koca şey 1 milyon lira. El işi örme halatlar bu yörede renkli. 20 metresi 500 bin. Defne sabunları kilo hesabı; 1 milyon 200 bin lira. Antakya Harbiye’deki hediyelik yöre taşlarından yapılmış heykelcikler 1 milyonla 15 milyon arasında değişiyor. Özellikle kuş figürlerini tavsiye ediyorum. Antik müze parçaları gibi. Yöre halkının başına taktığı poşu 750 bin ila 2.5 milyon lira arasında. Çarşıda dolaşırken yaşlı bir adamın üzerinde siyah palto gibi kumaştan bir giysi gördüm, buldum aldım. Adına “kürk” deniyor. Kumaşın içi tamamen kürk. Fiyatı 5 – 10 milyon lira arası. Ben 10 milyonluk olanını pazarlıkla 7’ye aldım. Unutmadan her şeyde pazarlık ediliyor. Haydi her şey sizi bekliyor. Taptaze, doğal, güzel ve kocaman…

Bahçıvan gözüyle…

Domatesler, kayısılar, tütün o senelerdir bekleyen doymuş topraklarda şimdi fışkırıyor. İklim müsait, insan bol ve su var. Yetişenler dışında ihraç edilebilecek palmiye, çam da büyütülebilir. Araplar Harran etrafındaki arazileri satın alıyorlarmış. Ayrıca her yerde portakal, mandalina, turunçgil bahçeleri var.İslam mimari yapılarına zeytin, portakal ağaçları iç avluda çok yakışıyor. Antakya’da, Urfa’da güzel örneklerini gördüm. Antakya’daki Ulu Cami avlusundaki 3 portakal ağacı New York 5. Cadde’deki ünlü bir ailenin ev müzesinin önünde duran, yıldız çiçekli manolyaları sollar atar, üzerinde on kez tepinir!

Murat Pilevneli.